|
Vefatının 27. Yıldönümünde
Üstad Necip Fazıl Kısakürek…
BU GÜN DOĞDU, BU GÜN ÖLDÜ!
Yusuf AKGÜL
Türk Edebiyatı tarihinde, “Sultan-üs Şuara” sıfatı, ünlü Divan şairleri Nâbi’den ve Bâki’den bu yana, fikir ve sanat adamı Necip Fazıl Kısakürek için kullanıldı. O’nun adıyla birlikte anılan, ya da kendisini başlı başına ifade eden bir başka tanımlama da “Üstad” kavramıdır.
Gerçekten de, “Şâirler Sultanı Üstad Necip Fazıl”, bir gönül ve aksiyon adamı olarak son yüzyıl Türk Edebiyatında eserleri ve görüşleriyle adeta bir ekol yaratmıştır.
Doğum ve ölüm yıldönümleri olan ( aynı günler 25 Mayıs) vesilesiyle, O’nu bir kez daha yaad etmeyi ve seçkin şahsiyetini genç kuşaklara örnek olarak bir köşe yazısı hacminde -bir kez daha- sunmayı, bir meslek görevi sayıyorum.
Doğumunun 105. ncı, ölümünün ise 27. nci yıldönümü idrak ediyoruz.
Necip Fazıl; 1905’de doğdu, 1983’te aramızdan ayrıldı. 78 yıllık ömür çizgisinin 30 yılını Batı kültürüyle olgunlaşmış, “bohem” hayatı yaşayan bir İstanbul delikanlısı olarak geçirdikten sonra, “Efendim” dediği Seyyid Abdulhakim Arvasi’yi tanımasıyla birlikte farklı bir mecraya yöneldi.
Hayatında yeni bir devrin başlamasına vesile olan bu değişikliği şu mısralarla dile getiriyor:
“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...”
12 yaşında şiire başlayan Necip Fazıl'ın ilk şiir kitabı daha 17 yaşında iken yayınlandı ve şiirleri ders kitaplarında okutuldu. Genç yaşta yazdığı tiyatro eserleri, dönemin tiyatrolarında aylarca kapalı gişe sahnelendi.
Paris dönüşü yayımladığı “Örümcek Ağı” ve “Kaldırımlar” adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta ünlü yaptı.
“Tohum”, “Para”, “Bir Adam Yaratmak”, “Nam-ı Diğer Parmaksız Salih” gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden “Bir Adam Yaratmak”, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır. “Cinnet Mustatili” adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan “Büyük Doğu” dergisinin çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını çeşitli gazetelerde yayınladı.
Üstad Necip Fazıl’ın sanat ve edebiyat adamı olmaktan daha önemli yanı bir fikir ve aksiyon adamı olmasıdır. M.Akif Ersoy nasıl ki hep bir “Asım’ın Nesli” hayal etmişse; Necip Fazıl’ın hayatı da “Büyük Doğu Gençliği” uğrunda son buldu.
Hatta “Üstad’ın Gençliğe Seslenişi” başlığı altında yayınlanan deklarasyon, Türk gençliği arasında büyük heyecan ve ilgi uyandırmıştı.
Necip Fazıl Kısakürek, 1940’lardan sonraki döneminde ve özellikle son 20 yılında bizzat kendisini Türk gençliğinin akıl hocası, üstadı olarak görmüş, hatta vefatından çok önce gençliğe bir vasiyet bile bırakmıştır:
“… Eğer bu kamusluk bütünü, tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz: ‘Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve batıl’ demekten ibarettir…”
Çile şiirindeki şu satırlar da vasiyetini teyit eder niteliktedir:
‘Son günümde olmasın çelengim, top arabam
Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam!’
Evet… Türk aydınlarının ve Türk gençliğinin, Üstad Necip Fazıl’ı bir “milli ve evrensel kıymet” olarak yeniden ele alması ve değerlendirmesi diliyorum
Bir gün sonra doğdu, bir gün önce öldü. Bu da onun farklı bir şahsiyet olmasının esprisidir belki de… Kim bilir!
Doğumunun 105, vefatının 27. yıldönümünde rahmet ve saygıyla anıyorum.
*****
NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN HAYATI,
ŞAHSİYETİ VE DÜNYA GÖRÜŞÜ…
26 Mayıs 1905'te İstanbul'da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl hocalarından en çok İbrahim Aski'nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski'nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa'da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okudu.
Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ders verdi(1939-43). Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Necip Fazıl, annesinin arzusuyla şair olmak istedi (bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı) ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris'e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı.
Necip Fazıl bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932'de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı.
Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Necip Fazıl'ın, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar (Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak).
Necip Fazıl aralıklarla gidip uzun sürelerle kaldığı Ankara'ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936'da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan
Yakup Kadri'nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul'a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17'nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkardı. 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkarılan Büyük Doğu'da iktidarlara cephe alan Kısakürek, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelik oldu, hapse girdi ve dergi birçok kez kapatıldı. Sultan Abdülhamit taraftarı olan Necip Fazıl giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri oldu.
Ağaç dergisinde olduğu gibi, Büyük Doğu'nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında görülmektedir. Ancak, Büyük Doğu, dinsel bir kavga organı durumuna gelince bu yazarların bir kısmı ayrılmıştır. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu toplatılınca Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı devam eden Borazan adlı siyasal mizah dergisini çıkarmıştır.
Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çesitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımlayan Necip Fazıl, Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi.
Necip Fazıl, Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışması Birincilik Ödülü'nü almış, doğumunun 75. yıldönümünde Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" ödülünü (1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını almıştır.
Necip Fazıl Kısakürek yazılarını yazmaya devam ederken uzun süren bir hastalık dönemi geçirdi ve sonra 25 Mayıs 1983'te Erenköy'deki evinde öldü. Fatih'te düzenlenen cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki (Piyer Loti'deki) kabristana defnedildi.
*****
Üstad Necip Fazıl’ın
Gençliğe Seslenişi…
`Zaman bendedir ve mekan bana emanettir `şuurunda Bir Gençlik
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün `dikey`leri `yatay` hale getirecek bir çığlık kopararak `mukaddes emaneti ne yaptınız?` diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan Bir Gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı Bir Gençlik..
Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında `hakimiyet hakkındır` düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti HAKKA kölelikte bilen Bir Gençlik....
Emekçiye `benim sana acıdığım ve koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın ama sende zulüm gördüğün iddiasıyla kendini kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın... `diyecek... Kapitalistlere ise `ALLAH buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın...` diyecek, kökü ezelde ve dalı ebet de bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip Bir Gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamını bulamadığı, türkünde yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam`da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam alemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek Bir Gençlik....
`kim var?` diye seslenince, sağına ve soluna bakmadan fert fert `ben varım!` cevabını verici, her ferdi `benim olmadığım yerde kimse yoktur` fikrini besleyici bir dava ahlakına kaynak Bir Gençlik...
Can taşıma liyakatini canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule ve stratejiye uygun Bir Gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırt etmekte kuyumcu ustası Bir Gençlik...
Büyük komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mabedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli Bir Gençlik....
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiç birini beğenmeyecek onlara `siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi `diyecek ve gerçek Müslümanlığın `nasıl`ını ve `ne idüğünü` her haliyle gösterecek Bir Gençlik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum... Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır devrimbazlık kodomanlarının viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür ALLAH`A hamd etme makamındayım...
*****
GENÇ ADAM!
Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken Anadolu Kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır...
Necip Fazıl`ın vasiyeti
1- Bu vasiyet, çoluk - çocuğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade, onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor. Başta gerçek Türk`ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes... Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...
2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz `Allah ve Resulü; başka her şey hiç ve batıl`demekten ibarettir.
3- `Büyük Doğu Yayınları` kitapevi kuruluncaya kadar şunun, bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali, dikkatsiz ve ciddiyetsiz, hürmet ve haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu, bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum.
İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler, virgül oynatmaktan bile çekinirler.
İslam`a pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir:
`Koca Hz.Ömer bile Allah`ın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabelerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.
Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.`
*Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu: İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil; sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan, yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim... Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise, mirasçılarımın ve manevi mirasçım gençliğin...
*Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse, tezgahını başına yıkınız! En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
4-Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!
Burada, umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım:
1935 yılında, Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum. Bu yazı, kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak, zamanenin bize aykırı, meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu.
Yazıyı ellerine aldılar, kalem istediler ve üstüne öz elleriyle `altın ile yazılacak yazı` buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi, bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler...
5-Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça, biricik dileğim Ankara`da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...
6-Cenazeme çiçek ve bando mızıka gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
7-Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede,kim olursa olsun, kadın...Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve `bidat` belirtici hiçbir şey!.. Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur`an...
8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem!.. Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur`an...
9-Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum:
Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için `Necip Fazıl`ın kaza borcuna karşılık` niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
*Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri...
Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı Müslümanlardan bekliyorum. `Şey`en lillah`tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
10-Allah`ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...
Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
11-Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
*****
NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN ESERLERİ
1. Cinnet mustatili (Yılanlı Kuyudan)
2. Nam-ı Diğer Parmaksız Salih
3. Bir Adam Yaratmak
4. Çile
5. Kafa Kâğıdı
6. O ve Ben
7. Yunus Emre - Kanlı Sarık
8. At'a Senfoni
9. Para - Mukaddes Emanet
10. Sahte Kahramanlar - İman Ve Aksiyon - Özlediğimiz Nesil - İslam Ve Öbürleri
11. Hazret-i Ali
12. Tanrı Kulundan Dinlediklerim
13. İhtilal
14. Moskof
15. Tohum - Künye
16. Aynadaki Yalan
17. Reis Bey - Parmaksız Salih
18. Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
19. Babıali
20. Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık
21. Hitabeler
22. Peygamber Halkası
23. İbrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam
24. Hesaplaşma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlık - Türkiye Ve Komünizm
25. Esselam
26. Dünya Bir İnkılap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz, Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm
27. Hac
28. Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
29. Türkiye'nin Manzarası
30. Çerçeve - 1
31. Nur Harmanı
32. İman ve İslam Atlası
33. Müdafaalarım
34. Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar)
35. Benim Gözümde Menderes
36. İdeolocya Örgüsü
37. Mümin Kafir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pırıltı Binbir Işık
38. Senaryo Romanlarım: Sen Bana Ölümü Yedirdin - Deprem (Çile) - Katibim - Villa Semer - Vatan Şairi Namık Kemal - Canım İstanbul - Ufuk Çizgisi - Son Tövbe - En Kötü Patron
39. Çöle İnen Nur
40. Son Devrin Din Mazlumları
41. Öfke ve Hiciv
42. Sabır Taşı - Ahşap Konak
43. Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
44. Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka)
45. Çerçeve - 2
46. Konuşmalar
47. Rabıta-i Şerife
48. Doğru Yolun Sapık Kolları
49. Başmakalelerim - 1
50. Tasavvuf Bahçeleri
51. Çerçeve - 3
52. Namık Kemal
53. Hücum ve Polemik
54. Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3
55. Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6
56. Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9
57. Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13
58. Yeniçeri
59. Reşahat
60. Başmakalelerim - 2
61. Mektubat
62. Başmakalelerim - 3
63. Çerçeve - 4
64. Gönül Nimetleri
65. Edebiyat Mahkemeleri - Doğu Edebiyatı - Dil Raporları -
66. Çerçeve - 5
67. Hadiselerin Muhasebesi . 1
68. Sakarya Türküsü
69. Kaldırımlar
70. Vahdeddin
*****
|