Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş yada Kayıt.    Kayıp Parola?

Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
En altSayfa: 1
BAŞLIK: Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI
#4879
Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI 2 Ay, 3 Hafta önce Karma: 17
Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI


Akhasanoğlu Yusuf AKGÜL



Balıkesir * 2010




1-

BİRİNCİ BÖLÜM



GİRİŞ…

Bundan yıllar önce, Oğuz ilinde
Sözüyle ün salmış bir kişi vardı.
Yaşayıp dururdu kendi halinde,
Ne benzeri vardı, ne eşi vardı.

Kendisi çobandı, keçi güderdi,
Beş bin yıllık yoldan selam ederdi...
*
Sanki misaliydi Dede Korkut’un;
Bilge idi, eren idi, alp idi.
Senin de Ozan’da yanardı odun,
İmana dolu, umman dolu kalp idi.

Şölende, törende, toyda, düğünde
Tele mızrap vurur her kutlu günde…
*
Bilirdim o çağda Oğuz ilini,
Çileler içinde kalması vardı.
Bozmuşlardı töresini, dilini,
Ülkü çiçeğinin solması vardı!

Oba oymak bir fetrete düşmüştü,
Bir buhrana, bir cinnete düşmüştü…

***
Bir gün yolum düştü Oğuz iline,
Çok övdüler, ben de bildim Ozan’ı.
Tam yirmi dört köyün düşmüş diline,
Tanıdım, tanıştım, buldum Ozan’ı.

Anadolu; obasıydı, yurduydu
Sevinci sevinçti, derdi derdiydi…
*
Dedim: ”Ozan! Mızrabını tele vur,
Kulakların kiri, pası siline!
Tasamızı, derdimizi dile vur,
Nice haller olmuş Oğuz iline?

Bütün dünya bilsin, öğrensin bunu,
Oğuz’un ne halde bulunduğunu…”
*
Can Yusuf’un göl göl olup gözleri,
Çilemizi nakış nakış işledi.
Ve ardından bal bal olup sözleri,
Bir destanı anlatmaya başladı.

Kuşanırken sıcak ile dört yanın,
Bir Cuma gününde başlar destanın…

2-


***
…Can Yusuf ‘un bir iç çektiği,
Doğmamış bebeğe türkü yaktığı…




Bekliyoruz hasret ile yolunu
Dünyaya tez elden gelesin Bebek.
Baban, besmeleyle tutsun elini
Anan, ak kundağa bebesin Bebek.
*
Doğum sancısıyla yanar özümüz,
Senden başkasını görmez gözümüz
Sanadır duamız, sensin sızımız
Tasasın, kedersin, çilesin Bebek.
*
Duru kaynağımız, bulağımız var
Sana ark açacak bileğimiz var
Senden yana kutlu dileğimiz var
Sen de bize niyet kılasın Bebek.
*
Doğacaksın bir gün, bebe olacak
Geceler sabaha gebe olacak
Ninniler, türküler ebe olacak
Hasreti çekilen sılasın Bebek.
*
İsteyen var doğar doğmaz gülmeni
İsteyen var doğar doğmaz ölmeni
Bekliyoruz ama senin gelmeni
Sen kimin başına belasın Bebek.
*
Sevda denizinde mâna balısın
Bu toprağın bu milletin malısın.
Gönül dergâhında yer bulmalısın
Sönmeyen odlara dalasın Bebek.
*
Mâdem elin gözünde bir hiçiz biz
Mazlumuz biz, garibiz biz, açız biz
Öyle ise sana çok muhtacız biz
Derdimize derman olasın Bebek.

3-





*
Ne mayan bozuktur, ne sütün kanın
Öksüz çocuğusun öksüz vatanın.
Artık yazılmalı senin destanın
Kutlu emaneti alasın Bebek.
*
Ağlayıp dünyaya buyurduğun gün
Sana yapacağız kutlu bir düğün.
Töresini bilip öksüz Türklüğün
Yaşlı gözlerini silesin Bebek.
*
Ne kolejli, ne batılı, ne haçlı,
Ne de setre donlu, rugan pabuçlu,
İslam doğacaksın, suçlusun suçlu!
Bunu ta başından bilesin Bebek.
*
Yapılırken bir kurtuluş savaşı
Bırak artık oyun ile oynaşı!
Kavganın, dövüşün var mıdır yaşı?
Kendini cephede bulasın Bebek.
*
Çok ağladı ardımızdan analar
Çok bekledi yolumuzu sunalar
Siperlerde geçti aylar, seneler
Bu kavgaya sadık kalasın Bebek.
*
Göğsümüzü gerdik küfür seline
Geçmedi cephemiz düşman eline
Can Yusuf der, düştük Allah yoluna
Bizler hep ağladık, gülesin Bebek...

***

4-



İKİNCİ BÖLÜM




… Kayılı Osman Beğ’den,
Şarkışlalı Muhsin’e bir ün geldiği …



Hoca Ahmet Yesevi’den sekizyüz,
Satuk Buğra Han’dan bin yıl sonraydı;
Kader teknesinde bir kutlu gündüz,
‘Bindokuzyüz ellidört’ te son aydı…

Selçuklu mirası bir Türkmen boyu,
Sivas’ın Şarkışla Elmalı köyü…
*
Aylardan Aralık, ve sonuncu gün,
Miladi bir yıla adım atılan;
Evlerin birinde bir şenlik, düğün
Bir belenmiş bebek, elde tutulan…

O gün ki; Mekke’nin “fetih” olduğu,
“Hicret”in “cihat”ta rahmet bulduğu…
*
Elmalı’da Halit Baba pür neşe,
Fidan Ana bir armağan sunuyor.
Yer yüzünde kor düşerken ateşe,
Gök yüzünde allı turna dönüyor…

Helal lokma yenen evdeki muştu,
Yol gözleyen için çağrı olmuştu…
*
Oku sürüldükçe Oğuz yayının,
Sivas ellerinde çalan saz vardır.
Kuva-yi milliye kurultayının
Toplandığı yerde bir niyaz vardır!

Ellibeş yıl önce bir mutlu doğum…
Ellibeş yıl önce bir kutlu doğum…



5-








…Ve dahi aradan 18 yıl geçmişti…



Aynalı beşikte bebek belenmiş,
Ana sütü ile yunmuş yüreği.
Ak toprağı yaylalarda elenmiş,
Çoban kavalıyla yanmış yüreği.

Fakat hakkı yoktur bebe olmaya,
Ak umuttan yana gebe olmaya!
*
Yalın ayak gezmiş yolunda köyün
Kuru soğan ekmeğine azıktır.
Hiç bilmemiş ne oyuncak, ne oyun
Derd elinden kara bağrı eziktir.

Bir kutlu sevdayla yanmış tutuşmuş,
Selçuk töresine göre yetişmiş…
*
On sekiz yaşında, koç yiğit gayet,
Zulüm batağında yeşeren gülüm;
Öksüz milletimin duyduğu hasret
Yakılmış ağıtım, ezgili türküm.

Yüreğinde asırların kini var
Unutmadan yaşattığı dünü var…
*
Ki.. “Muhsin” demişler onun adına,
Osman Gazi gibi er olsun diye.
Erişsin dünyada her muradına,
Ünü, Hüseyin’ce var olsun diye…

Muhsin’im! Muhsin’im! Hey Muhsin Beğ’im!
Bekler seni obam, soyum, dileğim…
*
Bir Muhsin doğsun da Elmalı Köy’den
Yirmi dört köy, Kutlu Dağ’a yüz sürsün.
Bir akın başlasın yirmi dört boydan
İnancı yaşatsın, töreyi kursun.

Yeter ki gönüller köz ile yansın…
Uyuyan tarihim tekrar uyansın…
*
Elmalı Köy, bir dağ yamacındadır
Uzayan taşlık bir yol ucundadır.
Uzaktır da şehre çok uzaktır
Ki bu yüzden insanlığa tuzaktır.

Çilekeş köylünün yurdu burası!
Açık alnımızın koyu karası…

6-



Karlı dağ başında bir çoban gibi,
Elmalı’nın hep yalnızlık nasibi..
Yaz günüde donar üşür insanlar,
İnsanlara günah taşır insanlar..

Türkiye’nin bir kopyası, parçası
Tüten bacalarda kederi, yası..

Tarlaları, bağları var ekilen
Ve de kahrı vardır bunca çekilen.
Yağmur yağsa buraya hiç damlamaz,
Bilmeyenler isyanını anlamaz!

Hor görenler, aldatanlar, ezenler
Unutmuşlar dirliğini bozanlar…
*
Şöyle değsen parmağın bir ucuyla,
Bir yara kabarır hemen acıyla.
Gurbete uzarken sılanın yolu,
Kavrulmuş yürekler hasretle dolu.

Sanki içimizde yanar çırası!
Bir adım ötede şunun şurası…
*
Bu yağmur göklerde kaldı mı nedir?
Toprak hayat bekler bunca senedir.
Derdin mi tükenir böyle gidişle,
Neyi çözersin ki isyan edişle!

Bir virane, bir yıkıntı burası;
Unutulmuş, sarılmamış yarası…
*



7-




ÜÇÜNCÜ BÖLÜM


*

...Muhsin’in tarlası,
Kara sabanı, Öküzleri...
Kutlu Cuma namazı…


Her yan sapsarıydı, sıcak bir gündü
Sıcaktan da öte ocak bir gündü.
Tarih belirsizdi, mevsim yaz başı
Güneş, tabiatın sanki haldaşı.

Ve insanlar gün altında buluşan.
Ve insanlar gün altında çalışan…
*
Elmalı’nın yamacında bir tarla,
Kutlu Dağ’ın alt ucunda bir tarla;
Gayretli, çalışkan, dirençli, canlı
On sekiz yaşında bir delikanlı!

Adı Muhsin… Elmalı’nın yiğidi
Bu tarlada, bu yollarda büyüdü.
*
Orta yerde yakıcı bir sıcak var
Sanki Elmalı’da yanan ocak var!
Muhsin hırsla öküzlere “gâh!” diyor
Ve öküzler yorgun argın gidiyor.

Arzusu çarçabuk sürmek tarlayı,
Kara saban ile var mı kolayı!
*
Kızgın güneş ortalığı yakarken,
Boncuk boncuk terler yüze akarken;
Muhsin, öküzlerle gidip dönmekte,
Sanki her şey cayır cayır yanmakta.

Tarla direniyor, bitmek bilmiyor
Direndikçe yarı bile olmuyor…
*
Muhannet ekmeği yememek için,
Ele ağam paşam dememek için;
Toprağa açılan kucak kutludur,
Toprakla geçinen ocak kutludur.

Çırpınıyor, direniyor sürüyor,
Bunaltıcı bu sıcaktan eriyor...
*
Güneş dikilince tepelerinde,
Her şey de öylece durdu yerinde.
Buram buram öküzlerin nefesi,
Bir inilti kara sabanın sesi!

Bu sıcakta tarla sürmek zordur ha…
Toprağın karnın yarmak zordur ha…

8-





*
Günlerden 3 Mayıs… Bir Cuma günü,
Çınladı göklerde Cuma’nın ünü…
Tarlada, yaylada bahçede ses ses
Bu kutlu çağrıyı dinledi herkes.

Öyle bir çağrı ki ruhlara aktı
Selâyı duyanlar işi bıraktı.
*
Muhsin de öylece bekledi durdu
Çizgiyi sınıra ekledi durdu.
İşaret verildi, gayrı durulmaz!
Daha da beklese köye varılmaz.

Çözülünce öküzlerin yuları,
Elmalı’ya doğru artık yolları…
*
Önde iki öküz, ardında Muhsin;
Cuma namazının derdinde Muhsin.
Hem Cuma vaktidir, hem kızgın sıcak
Elmalı’ya döndü köşe ve bucak.

Önce şu sıcağı salmak üzere,
Sonra da namazı kılmak üzere…
*
Buluşmuş köylüler cami önünde,
Bu güneşe inat Cuma gününde.
Yaşlılar da toplaşmıştı oraya
Muhsin geldi, o da girdi sıraya.

Ki onlar da onu pek çok severdi
“Namaz kılan oğlan!” diye överdi…
*
Kimisi gaziydi, kimisi hacı
Yaşlılar ki hepsi köyün baş tacı.
İstiklal Harbine katılanlar var,
Sürgünlerde mahpus tutulanlar var.

Nurlu yüzlerinde çok şey okunur
Okunur da Muhsin’e pek dokunur…
*
Sabrı, tevekkülü yansıtan sesi,
Bu milletin ezikliği, çilesi!
Ağaran saçlarda belli değil mi?
Ak sakalı sanki dilli değil mi?

Töre üzre bir iş yapasım gelir!
Tutup ellerinden öpesim gelir…
*
Kızgın güneş ta içlere işlendi
Ve sımsıcak bir sohbete başlandı.
Tevekkül sahibi, yumuşak huylu
Peş peşe söz aldı bir iki köylü.

Konuştular.. konuştular.. ne çare!
Ki sadece danıştılar.. ne çare!

9-






Dündar Ağa kalkıp öne atıldı
“Hey ağalar!” dedi, söze katıldı;

“Ta çocuk yaşımdan, oldum olalı,
Vallahi ben beni bildim bileli;
Kızgın çöle benzer bucak görmedim,
Elmalı’da böyle sıcak görmedim…”
*
Bu sözleri tasdik etti birisi
Gün Beğ’le sohbetin geldi gerisi:
“Tarlalar kurudu, süremez olduk,
Hayvanlara su da veremez olduk.

Bu kuraklık hiç görülmüş iş değil,
Kuraklığın sebebi var, boş değil!”
*
Bir de Cemal Amca girip araya,
O da sözlerini döktü sıraya:
“Kuraklığın sebebini bilen kim?
Sanki derdimize derman olan kim?

Bu gidişle köyün hali n’olacak?
Bu gidişle soyun hali n’olacak?


*


Seyit Arvas öyler:

“Kuraklığın sebebini bilen var!
Bilen varsa, ermek gerek yarenler.
Bizim derdimize çare olan var!
Gidip ondan sormak gerek yarenler.

Önümüze düşer olsa er kişi
Lakin bunu kabul etmez her kişi..”


*


Zeybek Hoca söyler:

“Siz dersiniz kuraklık var, sıcak var
Tasa ile yürekler hep yanıktır.
Elden ne gelir ki sabırdan başka,
Allah’ın katında kullar sanıktır!

Biz hangi düzene layıksak eğer,
O düzen, Takdir’den bize konuktur..”





10-




Şimdi... Muhsin söyler:
*
“Emmim! Dayım! Garip halde kaldık ya,
Sonu görünmeyen yolda kaldık ya;
Nasıl sarılacak bunca yaramız,
Sıcaktan rahmete yok mu sıramız?

Kıtlığın, kurağın sebebi vardır,
Ancak aramak da bir o kadardır!
*
Ne için yarattı Yaradan bizi?
Sürüye katmadı sıradan bizi!
İnsan olmamızın hikmeti varsa,
Bu ince hikmet ki bir o kadarsa;

Yolunda gideni galip kılmalı
Ve fakat kimleri talip kılmalı?
*
Küfür sarmış yurdumuzu ağ gibi,
Onun için bu yas ile bu keder.
Düzenin çarkları böyle dönüyor,
Olur mu bu devran bizlere kader!

Bu ayrılık, bu aymazlık, bu zulüm
Bu yüce milleti perişan eder…
*
Bu sıcağın, bu kurağın, kıtlığın
Sebebi de, çaresi de bilindi:
Ne zaman kopsalar Allah yolundan,
Müslümanlar parçalandı, bölündü.

Bilmedik ki küfre rıza küfürdür!
Bunun için bu günlere gelindi…”

*




Cemal Amca söyler:

“Bilir misin şu karşıki dağdaki,
Şol Kutlu Dağ’daki ol otağdaki;
Yatırın içinde yatan uluyu,
Belki bilmediğin atan uluyu?

Nerden gelmiş, neden yatar orada,
Yol gösterir, ışık tutar orada?
*
İşte.. Kutlu Dağ’da yatan o ermiş,
Bu toprağı onlar bize yurt vermiş!
Sevgili Allah’ın sevgili kulu,
Onlar bu topraktan daha da ulu.

Adları dillerde bir soylu türkü,
Asırlardır yaşar kalplerde ülkü…
*
11-





Alp erenler, evliyalar, ermişler
Varlığını bu hikmete vermişler.
Ruh kökünde taze sürgün can bulsun,
Yine bu yüzyılda yeni ten bulsun!

Layık olursanız bu hak sizindir…
Mutlak sizin oğul! Mutlak sizindir!..
*
İşte.. Oğul! Bu sırrı ben söyledim
Hem söyledim, hem de ilan eyledim!
Bu, milletin vereceği bir karar!
Hayat vermek asaleti sizde var..

İyi düşün, iyi ölç biç sözümü;
Dedim amma, utandırma yüzümü…”
*

Bir derin hikmetle dolmuştu özü,
Bir derin manayı yansıtır yüzü;
Ve Cemal Amca’nın elini öptü,
Törenin gereği ne ise yaptı.

Kıpırdadı dudakları Muhsin’in
Muhsin geleceği bugünün, dünün!..

*

Muhsin yine söyler:

“Müslüman Türk denen emanet ehli,
Alp ereni olmalıdır çağının...

Haber salın Kürşadlara dirilsin,
Açılsın gülleri Hira Dağı’nın...

Bir kutlu akının yolcusu biziz,
Kökü bizde Dede Korkut tuğunun...

Yeseviler, Mevlanalar, Yunuslar
Kapıcısı oldu sevgi bağının...

Nemrutların korkusudur bu iman,
Sonu İbrahim’de küfür ağının…

Biz de kıyam ettik zulmü boğmaya
Çünkü öncüsüyüz Öksüz Doğu’nun…

12-







DÖRDÜNCÜ BÖLÜM




Kutlu Dağ’a ziyaret var…
*

Vecd ile kılınan namaz sonunda,
Cemaat yığnaştı cami önünde.
Yüzlerinde huzursuzluk okunur,
Okunur da birbirine bakınır.

Hayın güneş durmaz, yine yakıyor
Elmalı’yı bir meçhule çekiyor…
*
Muhsin’in beyninde bir yığın soru,
Cevabı pek çetin, zorun en zoru!
Düşündü Yatır’ı ve Kutlu Dağ’ı,
Kutlu Dağ’da yanan kutlu çerağı.

Az önce duyduğu, Dede’nin sözü
Serpmiş yüreğine bir avuç közü...
*
Muhsin daldı gitti bir an öylece,
Bilinmez aklından geçenler nice.
Kutlu Dağ’da bir gerçeği fark etti
Ve gözleri Kutlu Dağ’a çark etti.

Bir zaman öylece süzdü o dağı,
Uzaktan uzağa gezdi o dağı...
*
Gerçi bilir idi, ulaşmış idi
Koyunla kuzuyla dolaşmış idi.
Koyun kuzu yatağında o dağın,
Çok yatmıştı eteğinde o dağın.

Bildiği şey; dağda bir yatır vardı,
O yatırın ünü o dağ kadardı…
*
Ancak kimin yattığını bilmezdi,
Hangi elin tuttuğunu bilmezdi.
Bir zaman, gelmiş de, bir ulu ermiş,
Elmalı’lar, ona dağı yurt vermiş.

Bu dağın adına “Kutlu Dağ” derler;
“Bir Dede yatarmış” diye söylerler...

13-






Bir ateş yanarmış bazı geceler,
Yanar ve sönermiş bazı geceler.
Bir ateş ki Elmalı’dan görülür,
Ne bilinir, ne sırrına erilir.

Bir ateş ki dilden dile söz olmuş,
Bir ateş ki yüreklerde köz olmuş…
*
Er Ahmet derlerdi, birisi vardı
Kendisi çobandı, sürüsü vardı.
Akça sakalına, doksan yaşına
Bakmadan güderdi, yalnız başına.

Bir elinde değnek, boynunda sazı
Elinde tesbihi, dilde niyazı..
*
Kutlu Dağ, Ahmet’in yaylağı, yurdu
Su verir çeşmesi, yol verir kurdu!
Gece gündüz demez gezer gönlünce
Türkü türkü sırlar çözer gönlünce!

Yatırın bekçisi, dağın bekçisi
Kutlu Dağ’da o otağın bekçisi…
*
Er Ahmet, bir gece ateşi görmüş,
Zifiri karanlık o dağa varmış.
Ateşin ateşi değince sere,
Ulaşmış yatırın konduğu yere.

Bir de bakmış ne kıvılcım, ne ışık
Geri dönmüş duyguları karışık..
*
Elmalı’ya gelip bakmış yeniden
O ateş, o dağda çıkmış yeniden.
Ne akilem, ne divane misali
Yunus’tan da beter Ahmet’in hali!

Yitirmiş aklını, köyü terk etmiş,
Elmalı’yı endişeye gark etmiş…
*
Er Ahmet ki, hadisenin ardından,
Yanıp durmuş ateşinin derdinden.
Nerde gezer, ne yaptığı bilinmez
Bunca zaman bir haber de alınmaz.

Gören bilir, görenlerin halini!
Eren bilir, erenlerin halini…

***


14-


BEŞİNCİ BÖLÜM



..Muhsin'in açık gözle bir düş gördüğü,
Kör kuyu başında bakıp durduğu,
‘Sonsuzluğun Sahibi'ni sorduğu.../


*

Bunaltıcı bu sıcağın altında,
Kutlu Dağ'a doğru yürüyor Muhsin..
Kavurucu bir ocağın altında,
Adeta mum gibi eriyor Muhsin..

Muhsin'in omzunda kurşundan bir yük!
Bu bir emanet ki büyük mü büyük!
*
Çölde vaha uman yolcu misali,
Yürüdükçe susadı da susadı.
Ve de bir meczuptan farksızdı hali,
Eridikçe susadı da susadı.

Üşüyordu..üşüyordu yandıkça!
Üşüyordu yandığını sandıkça!..
*
Bir damla su için yanarken özü,
Artık esmiyordu gönül çınarı.
Bir kaynak aradı etrafta gözü,
Ya çoban çeşmesi, ya dağ pınarı..

Muhsin..yorgun, dizlerini sürüyor
Bir ağacın gölgesinde duruyor...
*
Onun aradığı bir çeşme başı,
Uzanmak istedi durup öylece..
Yorgunluğun, susuzluğun gözyaşı
Kopup benliğinden aktı böylece..

Muhsin'in arzusu bir içimlik su!
Koyaklarda yarpuz, nane kokusu!..
*
Bir kör çeşme, bu ağacın yanında
Oluğu kupkuru, kurnası kayıp.
Ve bekledi su umarak önünde
Bir sızıntı, bir ıslaklık arayıp..

Kör çeşmeye bakıp bakıp söylendi
Suya hasret çekip çekip söylendi.

15-

Ne çare, su yoktu bu kör çeşmede;
Ne çare uzandı yanı başına.
Yorgunluktan kirpikleri düşmede,
Uyku uyku bir yük bindi kaşına..

Sıcağın sancısı tuttu upuzun,
Otların üstüne yattı upuzun...
*
Bir çeşme başında uzanmış kalmış,
Kutlu Dağ'ın yollarında şimdi O.
Ne için gelmiş de nereden gelmiş!
Adı neydi, aslı neydi, kimdi O?

Kızıl güneş yaman vurmuş, terlemiş
Terlemiş de kekik kekik horlamış...
*
Bir dilekse eğer gönülde, dilde
'Sonsuzluğun Sahibi'ne ulaşmak;
Kutlu Dağ'a giden bu kutlu yolda
Gereken tek ölçü: Kendini aşmak..

Muhsin bu vecd ile kavruldu yine,
Bu hislerle daldı düş âlemine.
*
Kıvrılırken uzun bir yol önünde,
Kurumuş dudaklar çile çekiyor.
Akla ziyan bu cehennem gününde,
Kızgın güneş kavuruyor, yakıyor..

Bir yudum su arar yollarda hasret!
Bu kadar zor değil çöllerde hasret!
*
Bir kaynak, bir dere, bir kaya suyu,
Bir serpinti, bir akıntı, serinlik;
Bir çeşme, bir pınar, ya da bir kuyu
Bedende can suyu, ruha derinlik...

Şimdi üşüdükçe yanıyor Muhsin!
Gördüğünü serap sanıyor Muhsin...
*
Bir kör kuyu.. yol üstünde gördüğü,
Ki bu kör çeşmeye üç-beş adımlık;
Susuzluktan yana akıl yorduğu,
Kanmak için değil yalnız tadımlık..

Duruyor önünde bir meçhul kuyu
Ne dibi belliydi, ne eni, boyu...
*
Dili değmek ister bir damla suya,
Ve yüzünde bir teşnelik okunur.
Yukardan aşağı dönen kuyuya
Yüreğinden kopan aşkla bakınır..

Kesretten hasrete bir yol bu kuyu!
Dikenler içinde bir gül bu kuyu!

16-


'Sonsuzluğun Sahibi'ne ulaşmak,
Enginde yücelmek değil sadece;
Seyyah olup derinlerde dolaşmak,
Karanlıkta aklık, gündüzde gece..

Kâh çıkıp da gökyüzüne seyr etmek!
Kâh inip de yeryüzünde hayr etmek!
*
Kafesteki ruhun susamağında,
Kor ateşte kavrulan bir yürek var.
Bir dipsiz kuyunun basamağında,
Sonsuzluğa dair sonsuz merak var..

Duygular var, duygulardan dibedir!
Ve ülküler, yarınlara gebedir...

*

Duygular…
*
Duygular var yüreklere sığmayan,
Duygular var bakışların süngüsü.
Duygular var gün doğmadan doğmayan,
Duygular var karanlığın örtüsü…

Duygular var duygulardan dibedir,
Duygular var ak kundakta bebedir!

Duygular var alınların ak süsü,
Duygular var varlığına alıştık.
Duygular var geleceğin örgüsü,
Duygular var kuyularda bölüştük…

Duygular var hiç bitmeyen sancımız,
Duygular var isyanımız, hıncımız!..

*

Ülküler
*
Bir türkü bu, beş bin yıldır söylenen,
Bir miras bu kavalımda, sazımda.
Bir hedef bu, ordularla eylenen,
Bir sevda bu burcu burcu özümde…

Bir sıla bu, her gurbetten döndüğüm!
Bir umut bu, gerçek olur sandığım!..

Bir yoldur bu, bilinmiyor neresi
Bir hesap bu, anlaşılmaz sırası.
Bir kanun bu, tarihimin töresi
Bir ülkü bu oğulumda, kızımda…

Bir hasret bu, için için yandığım!
Bir kutlu su, kaynağında kandığım!

17-




*

Muhsin’in dilinde hasret türküsü…
*

“Göğün gözyaşları yağsa toprağa,
Deryaya dökülür sellerde hasret.
Büyür de bir diken sarar yaprağa,
Burcu burcu kokar güllerde hasret.
*
Kaynağı olmayan ırmak çağlamaz
Kalın iplik, bu tesbihi bağlamaz
Öz ağlamayınca göz de ağlamaz!
Bir damla yaş bekler göllerde hasret.
*
Gözü sürme görse, eli kınayı
Deli gönül arzu eder sunayı!
Bilmeyince Elif’teki manayı,
Tüketir kendini bellerde hasret.
*
Çile ile, keder ile oymuşlar
Beden kafesine bir kuş koymuşlar
Bu kuş, bu bedende durur saymışlar
Uçmağa ulaşan yollarda hasret.

Gönül, yardan ayrı kutlu olur mu?
Aşık, gurbet elde mutlu olur mu?
Kavuşmak arzusu tatlı olur mu!
Bir sevda türküsü dillerde hasret.
*
Vuslat üzre buluşmaya gidenler
Her kulun gönlünü dergah edenler
Sevgi ateşiyle yanan bedenler
Hakk’ı zikr eyleyen kullarda hasret.”


***





18-

ALTINCI BÖLÜM


*

Kutlu Dağ yolunda
Bir rüya ve kör kuyu…



*

Ötelerden.. yücelerden.. bir yerden
Ya bir dağ sırtından, ya bir koyaktan;
Bir poyraz koptu da savruldu birden,
Kesti dermanını elden, ayaktan..

Sonsuzluğun yollarında bir Muhsin!
Kırmış zincirini şimdi hür Muhsin!
*
Ya bir şahin, ya da bir kartal gibi
Artık sonsuzlukta uçmak vaktidir.
Tayyi zaman üzre özge hal gibi
Mekândan mekâna geçmek vaktidir.

Sonsuzluk yolunda aşıp bendini,
Kuyunun dibinde buldu kendini...
*
Bir kuyu ki, zifir gibi karanlık
Bir kuyu ki, gönüllerin pasıdır.
Siyah..beyaz..seçilmiyor bir anlık
Erilmez sırrına neyin nesidir!

Kuyuda sonsuzluk, kuyuda varlık
Kuyunun dibinde bir bahtiyarlık!
*
Karanlığı aydınlığa döndürmek,
Kör kuyunun yeşil vadi olması..
Ve zulmetin alevini söndürmek,
Beden kafesine huzur dolması..

Kör kuyuda hür olana ne mutlu!
Kör kuyuda sır bulana ne mutlu!
*
Bir kuyu ki, bunu zifir sanırsın
Halbuki özünde bir kin gizlidir.
Yaşadıkça, hissettikçe tanırsın
Ya bir Yusuf, ya bir Muhsin gizlidir…

Kuyulardan kuyulara bir yol var
Yolda bahar, her baharda bir gül var!
*
19-





*Kuyular! Kuyular! Derin bu defa,
Birlik bahçesinin yolunda seyir:
Ali, Selahattin, Lütfi ve Sefa,
Hasan,Yaşar, Ulvi, Erol ve Mahir..

Yine de farklıydı Muhsin’in rengi,
Beğler arasında olmadı dengi!..
*
Muhsin: Yusuf yüzlü ve Yusuf canlı
Anadolu eri bir yiğit adam..
Muhsin: Türkmen beği, has delikanlı
Cihad abidesi, itikadı tam..

Muhsin; alp erendi, alperen başı!
Bir kahpe düzene karşı savaşı…
*
Kuyularda Yusuf yüzlü yiğitler,
Kuyuların tabanında deryâ var.
Ne Nemrutlar engel, ne de Yezitler
Bu deryada mukaddes bir sevdâ var…

Ne çarmıhlar, ne ateşler dert değil!
Ne dikenler, ne zincirler sert değil!

***





Kuyular, kuyular, derin kuyular
Belki göğün yüzü yerin, kuyular!

Bu toprağın her köşesi bir kuyu,
Yiğitlere taş medrese her kuyu.
Her kuyuya birer Muhsin atılmış,
Türk Yusuflar kuyularda tutulmuş..
*
Kuyularda sınanmakta bunca yıl,
Bir imtihan.. Denenmekte bunca yıl..

Burada tam dokuz yiğit dizili,
Kaderleri burda ortak yazılı.
Hepsi birden bir kuyunun içinde,
Hepsi birden bir oyunun içinde…
*
Bir oyun ki; “illet” deyin siz buna,
Tezgah, komplo; “zillet” deyin siz buna!

Lakin hepsi biliyordu bunları
Ki bu yüzden atmışlardı onları;
Attıkları kuyu bir “kahpe düzen”,
Farkına varanı “kuşatan”, “ezen…”
*
Ki bu yüzden çekilecek çile var!
Muhsin denen Yusuf yüzlü köle var!

20-
*

Zulmün, küfrün, esaretin mağduru,
Hüseyin’ce cesaretin mağduru.
İbrahim’e taraf olmak adına,
Su taşımış Nemrutların oduna…

Bir sofrada sıralanmış dokuz genç,
Dillerinde içten gelen bir ilenç!
*
Sözleri var ezilene, ezene:
“Savaşımız bu vurguncu düzene!”
Diyerek birlikte niyet kılmışlar,
Ecdat erdemince ülkü bilmişler…

Sanki Karadağ’da dokuz kurt gibi,
Buluşmuşlar bu kuyuda yurt gibi…
*
Sürmek için çakalını, itini
Kırmak için keferenin putunu;
Yürekten “Ya Allah! Bismillah!”deyip
Kıyama kalkmışlar buyruğa uyup…

Kuyunun dibinde şimdi dokuz genç,
Başta Muhsin, bağdaş kurmuş sekiz genç..
*
Bir kutlu rüyada yine birlikte,
Farkları yok erenlikte, erlikte;
Bakıyorlar birbirinin gözüne,
Nur yansıyor her birinin yüzüne…

Dillenmeye, söyleşmeye ne gerek!
Niçin çarptığını bilir her yürek!
*
Her birisi bir Yusuf’tu kuyuda,
Aynı idi gayesi de, huyu da..
Gönülden gönüle ikrar ettiler,
Yüce dilek üzre tekrar ettiler…

Ve fakat… Bir anda ne oldu oldu
Aniden sekiz genç gözden kayboldu…
*
Alan aldı hissesini sözlerden,
Hepsi artık sır olmuştu gözlerden:
Lütfi, Mahir, Erol, Çatlı ve Hasan,
Terk-i diyar eylediler kuyudan…

Muhsin çevresine boş boş bakındı,
Çehresinde bir gariplik okundu…
*
Arandı, arandı, arandı durdu
Gözleri kuyuda tarandı durdu..
Karanlığın tepesinde bir ışık,
Ve Muhsin’in duyguları karışık…

Bir rahmani rüya, kutlu bir düş bu!
Kalp gözüyle çözülecek bir iş bu!

21-


YEDİNCİ BÖLÜM

*

…”Zindan iki hece
ve adı “Mamak…”


*
Arkadaşı, gönüldeşi, haldaşı,
Kutlu yolda yürüdüğü yoldaşı;
Sekiz gencin bakakaldı ardından
Çünkü onlar anlar idi derdinden…

Haykırdı ki:”Kimse yok mu?” diyerek,
Sesi kör kuyuda yankılandı pek…
*
Vurup duvarlarda arttıkça arttı,
Zulmet perdesini yırttıkça yırttı.
Dönüp dönüp bir muhatap arar da,
Muhsin’in gür sesi çınlar dağlarda…

Meğer hânım! “Kimse yok mu!”feryadı,
Ta kuyudan dağı taşı taradı…
*
O çağlarda.. O vicdansız çağlarda,
Eşkiyâlar kol gezerdi dağlarda…
Yol keserdi, uğrulayın soyardı;
Soymakla yetinmez, cana kıyardı!!

Tutmuşlardı Kutlu Dağ’ın yolunu,
Çevirirler gelip geçen kulunu…
*
Kutlu Dağ’ın yolundaki eşkıya,
Geçen yolcuları kollardı güya;
Korumak, kollamak, tutmaktı işi!
Engellerdi her habersiz gidişi…

Varılmasın diye kutlu yatıra,
Yaşamasın diye kutlu hatıra…
*
Bu eşkıya, yamaçlara yaslanır,
Durup, “dağlar bizim!” diye seslenir;
Bu dağlardan sebeplenir, beslenir!
Nutuk çeker, gözü bile ıslanır!..

Eşkıya’nın orda çaşıtı vardı,
Bir tepeden dört tarafa bakardı;
*
Eşkıya başının gözü, kulağı,
Hem gözü kulağı, hem de ulağı;
Duydu sesi bu eşkiya çaşıdı,
Duyduğunu karargâha taşıdı…

“Kimse yok mu! diye biri bağırır,
Kimse yok mu! diye bizi çağırır!”

22-




*

Ve Eşkıya başı emir buyurdu,
İz sürücü dört adama duyurdu:
“Gidip bulun, arayıp da öyleyse;
Yakalayın, alıp gelin her neyse!”

Dört çapulcu yola düştü, iz sürdü
Çevrede arandı, dolandı durdu.
*
Kimse yoktu dağın iki yanında,
En sonunda kör kuyunun önünde;
“Kimse yok mu” diyen sesi duydular,
Çınlayıp yükselen yası duydular.

Kuyuya, kalınca bir urgan salıp,
Yukarı çektiler Muhsin’i alıp…
*
Nice koç yiğitler yoldan çevrilmiş,
Nice kervancının yükü devrilmiş;
Cana kıymak, kelle vurmak işleri
Vura vura soru sormak işleri..

Ve onun da çevresini sardılar
Kaba saba birkaç soru sordular;
*
Dediler ki: “Senin yolun neredir?
Bu gelişin hangi emre göredir?
Nerelisin, kimsin, nesin; de bize
Bizi zora koşma, düş önümüze…

Muhsin dedi: “Benim köyüm Elmalı!”
Adımı sanımı herkes bilmeli!
*
Babam Halit, anam Fidan, ben Muhsin;
Kutlu Dağ’ın yollarında can Muhsin!
Bir kutlu menzile gitmek isterim,
Ermiş’i ziyaret etmek isterim…”

Baş çapulcu hiç sevmedi bu sözü
Titredi vücudu, buruştu yüzü.
*
Dedi: ”Bunu ödetirim ben sana!
Çatın ellerinden, atın zindana!
Kim izin vermiş de dağa gider bu!
Kim öğretmiş bu lafları eder bu!”

Kollarından bağladılar Muhsin’i
Kor ateşte dağladılar Muhsin’i..
*
İte kaka, vurdukça da vurdular
Dövüp sövüp, önlerinden sürdüler.
Eli yüzü kandı, her yanı mosmor
Garipti, yalnızdı, çaresiz ve hor…

Bir muhkem kaleye varıp duruldu,
Eşkıya başına haber verildi…

23-





*
Keçikıran… Keçi kıran burası!
Düşmeyen ne bilir.. Nerde? Neresi?
İç Oğuz’un uzakça bir ucunda,
Kutlu Dağ’a giden yol yamacında…

Karargâh kurulmuş hem de ne sağlam,
Bekler avlusunda yüzlerce adam…
*
“Mamak” dedikleri bir mağaraydı
Zifir gibi, cehennemdi, karaydı!..
Mamak: Bir zillete düşüldüğü an,
Adı bile ürkütücü bir “Zindan!”

Varıp da Muhsin’i yere yıktılar
“Kafes” denen bir deliğe tıktılar.
*
Tutulup burada yirmi dört saat,
Kalmayınca ne bir direnç, ne takat;
“C-5” denen yere koydular onu,
Ve anadan üryan soydular onu.

Bir eline geçsen ziyandı akla,
Eşkıyânın başı bekler merakla.
*
Onu bu dağlara diken bir güç var,
Asırlık bir kinle, azgın bir öç var…
Bu dağlar geçilmez ondan habersiz,
Su bile içilmez ondan habersiz!

“Bizimkiler” verir ona emiri,
O emir ki, keser idi demiri…
*
Tel örgüler, parmaklıklar, mazgallar
Dipçikli kuleler, köpekli yollar;
Göklere yükselen canhıraş feryat,
Kaybolan umutlar heyhat ki heyhat…

Belliyken ameli, niyeti, sözü
Zindanda açıldı Muhsin’in gözü…
*
“Kahpe felek! Sana netti neyledi
Gücüne gidecek söz mü söyledi!
Attın gurbet ele parelerini,
Kestin mümkününü, çarelerini…”

***


24-


Can Yusuf
DENEYİMLİ ALPEREN
Gönderiler: 34
graphgraph
Şu an sitede değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cinsiyet: Bay yusufakgulu@hotmail.com _KUNENA_PROFILE_BIRTHDAY: _KUNENA_DT_MONTHDAY_FMT
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
 
#4880
Cvp:Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI 2 Ay, 3 Hafta önce Karma: 17
SEKİZİNCİ BÖLÜM


*
Ağla Mamak!
Mümkün değil ağlamamak….


*


Mavzerleri gözyaşıyla ıslamış,
Meydanlarda öz evlatlık taslamış;

Lakin.. Muhsin artık kendi derdinde,
Dünya ne hoş demirlerin ardında;
Gönül rızasıyla gelmemiş, eyvah!
Başına ne gelir bilmemiş, eyvah!
*
Aman aman yine aman! Muhsin Bey,
“Beton Medrese”de.. Hey Allah’ım hey!

Kör bıçağı bekliyorken bebemiz,
Ki, İbrahim olmayınca Babamız;
Kendi de İsmail olmamış, eyvah!
Kurbanlığa niyet kılmamış, eyvah!
*
Aman aman, geçmez zaman, Muhsin oy!
Aman aman, dağlar duman, Muhsin oy!

Eyyub’a, Yakub’a benzerdi hali,
Firavun damında Yusuf misali;
Bir babaya hasret kalmamış, eyvah!
Ondan bize bir şey gelmemiş, eyvah!
*
Bakışlardan medet uman, Muhsin vay!
Aman aman, haller yaman, Muhsin hay!”

İsyan mı, sitem mi, yoksa kader mi?
Bir baba oğluna böyle eder mi?
Hiç kimse bir cevap bulmamış, eyvah!
Ve o da bir cevap almamış, eyvah!
*
Bu kilidi bu kapıya kim vurdu?
Bu saati hangi meçhul el kurdu?

Kutlu Dağ’ı kaplamışken sis, duman
Soruların son bulması ne zaman?
Yolun sonu mudur, yoksa başı mı?
Muhsin’in yüreği sabır taşı mı?

25-





*
Dünya mı dönmüyor, zaman mı durdu?
Bura “Taşmedrese”, Yusuflar yurdu!..

Gündüzler dün gibi aydınlık değil,
Ne duymakta kulak, ne demekte dil;
Geceler karanlık, geceler derin
Ve de hükmü yoktur gören gözlerin..
*
Boz dağların boz yeleli, boz kurdu,
Betonların üzerinde uyurdu…

Demir parmaklıklar vermiyor aman,
Bu sevda ölümsüz, bu sevda yaman.
Kokar zindanlarda ter ılık ılık..
Mahpus damlarında hayın yalnızlık!
*
Bu hayın yalnızlık, kahpe sessizlik
Her tarafta kâbus gibi ıssızlık…

Kutlu Dağ’da yatan o “Gönül Eri”,
Senin burda yattığını bilmez mi!
Kafes’te, C-5’te, günlerden beri
Hücrede kan yuttuğunu bilmez mi?
*
Ne belâdır bu, Mamak’ın başında?
Hüzün kokar toprağında, taşında...

Dirâyet mi, irâde mi? Ne desem!
Bir neslin yazgısı onda canlanır.
Bu öyle bir damar ve öyle bir dem
Ki bir tarih, gülüşünde şenlenir.
*
Neden bu üzüntü, neden bu tasa?
Dehlizler, hücreler gömülmüş yasa!

Her güneş doğuşta gökler cendere,
Ve de her batışta karanlık koyu;
Parmaklık dizilmiş baktığın yere,
Hayalleri yıkan dipsiz bir kuyu...
*
Şu kuytu köşede ağıt yakan kim?
Kaderine böyle boyun büken kim?

Yağmur neden yağmaz, yel neden sustu,
Ve neden bu mevsim çoraktır toprak?
Yıllarca birikmiş isyanı kustu,
Dalında açmadan küsen her yaprak!
*
Umutlar, gurbette çokça mı kaldı?
Kuyularda gezenlere ne oldu?

Ölgün gecelerde korkak ve garip
İnsancıklar inlerine kaçışır.
Aylar var ki halsizlikten muzdarip
Yarasalar kan emmeye uçuşur...

26-






Tel örgüler çevrelemiş her yanı,
Boynunda bir yafta ölüm fermanı!

Virane damların penceresi yok,
Ak ışığı perdelemiş demirler.
“Kışlanın önünde esker sesi” yok
Yemen çöllerinde kalmış emirler...
*
Şimdi kucak açtı size zindanlar!
Elbet gelecektir dize zindanlar!

Muhsin’di yiğitçe meydanda gezen,
Muhsin’di zalimin başını ezen!
İsyanı, genç yaşta sıkılmış yumruk!
Yurdunu sevmeyi suç saydı “Düzen”…
*
Önceden hazırmış güze zindanlar!
Elbet gelecektir dize zindanlar!

Yıkılan hayâller kaybolan düşler,
Er başına gelen olmadık işler;
Elleri böğründe, saçları yoluk
Çatık kara kaşlar, sıkılı dişler..
*
Koyuldukça kutlu ize zindanlar,
Elbet gelecektir dize zindanlar.

Hayatının baharını kış etti,
Anaların gözlerini yaş etti.
C-5’te işkence, kan oluk oluk
Şehitlerin ruhlarını hoş etti…
*
Her sonbahar, bir bahara gebedir
Dün yeşildi her yan, bugün gölgedir..

Her ne kadar bir hüzünse insana,
Yaradan’ın töresidir sayana:
Bülbülün susması, gülün solması,
Karanlıktan sonra sabah olması…
*
Varsın dallarından düşsün yapraklar,
Elbet bir gün yeşerecek topraklar..

Her kışın sonunda bir bahar vardır,
Lakin o bahara kavuşmak zordur.
Elbet yollarında zulüm olacak,
Gülen yüzler sararacak, solacak…
*
Dün dediğin, geleceğin tohumu;
Bu çekilen, olacağın tohumu..

Ve sonbahar kara kışa basamak!
İnsan için ölüm denen o uçmak;
Bu âlemden hicret etmek değil mi?
Kendi öz yurduna gitmek değil mi?

27-




*

Yaradan’ın buyruğuyla örülmüş
Bu yollara, kandan güller serilmiş.

“Allah kerim!” dilindeki niyazı
Kışa tebdil sonbaharın ayazı.
Hocasından ses yok, kıblesiz yerde
Şimdi tek umudu minarelerde…
*
Düşüncesi kelepçeye vurulmuş,
Bu yolun töresi böyle kurulmuş!

Muhsin’in peşinde bir sır, gizlice
Hangi devirdeydi ve vakit nice?
Bir meçhule sürüklüyor yol onu,
Kolay ise karanlıkta bul onu…
*
Her tarafı teller ile sarılmış,
Çil horozu bir şeye mi darılmış?

Çile çekmek bu hamurun mayası,
Kanlı gözyaşları süsü, boyası!
Yürüdükçe Kutlu Dağ’ın yolunda,
Ünü söylenecek ozan telinde.
*
“Firavun”a inat bir “Yusuf” gibi,
Muhsin’in zindanda çile nasibi..

İzbe köşelerde derviş misali
Dua abidesi, sabır timsali!
Zindancı ne kadar “tutsak” dese de,
Başı dik, yüzü ak; Taş medresede…
*
Bir gül bahçesini görünce gözü,
İbrahim’i yakmaz Nemrut’un közü.

Eyyubların niyazı var dillerde
Ki tevekkül tesbih olmuş ellerde.
Baktığı her taraf telden bir settir,
Bu, anlayan için gülden bir settir.
*
Kör bıçaklar pusu kurmuş siperde
İsmail ordusu kutlu seferde…

Ve fakat bu meydan, o meydan değil!
Ne İbrahim, baba; İsmail, oğul!
Hürriyete bedel esarettir bu,
Çağa başkaldıran cesarettir bu…
*
Kelepçeden kurtulunca bileği,
Kutlu Dağ’a ulaşmaktır dileği.

Uzakların yakın olması güzel!
Gurbetten sılaya gelmesi güzel!
Bir hamledir kör dünyanın gözüne,
Şamar gibi bir haykırış yüzüne…

28-






Düşünen insanın del’olur aklı:
Muhsin mi haklıydı, zindan mı haklı!..

Günler geldi geçti vahşet deminde,
Sorgu, baskı, tehdit, dehşet deminde.
Eğilmedi, yıkılmadı, dik durdu
Mamak zindanında sanki ok durdu…
*
Mamak’ta hücrede , ne çare Muhsin
Kolları askıda biçare Muhsin!

Lakin onu, o kuyudan çekmekle,
Getirip de bu zindana sokmakla;
Akılları sıra ne hoş ettiler!
Allah’ım, ne büyük bir iş ettiler!
*
Eğer girmeseydi bu zindana o,
Kalırdı kuyuda yana yana o…

Sesini hayduta duyuran Rabb’im,
Kahpe kurşunlardan kayıran Rabb’im;
Balığın karnında bir Yunus gibi
Korudu, gözetti bir fanus gibi!
*
Kapkara bir kâbus, mahpusluk yükü,
Bir uçmak duygusu sıkı mı sıkı…

Kendini gurbette sanası gelir.
Kuş olup sılaya konası gelir.
Ruhunda doğuşu kıyasıya cenk,
Cennet diyarından gelmiş bir ahenk..
*
Ya bir çobandır o, dağlar başında
Ya da bir pınarın çağlar başında…

Yaylanın yolları tozludur şimdi,
Çimeninde şebnem gizlidir şimdi.
Kekik kokan koyaklarda yüreği,
Bir ceylana yoldaş olmak dileği…
*
Gözündeki yaşla yunduğu günler!
Tutuşup bağrından yandığı günler!

Baştanbaşa yaslı, sahipsiz yurdu
Hep onun yiğidi, hep onun merdi;
Obasının, yaylasının, köyünün
Sevdalısı töresinin, soyunun...
*
Duygulanıp bir of çekse derinden,
Karşı yatan dağlar oynar yerinden!

Mahpusluğu çekmek artık zor oldu
Yüzü çizgi çizgi, saçı kır oldu
Bazen gün batarken, bazen de gece
Pencerede hayal kurmak ne yüce…

29-






Mevsimi unuttu, yılı unuttu
Baharı, bahçeyi, gülü unuttu…

Sene gibi haftaların boyları
Nasıl da kat etti bunca ayları!
Her yarın, önüne geçince dünün
Kurtuluş ışığı gözünde onun...
*
Balığın karnında Yunus olduğu,
Eyyûb’un derdine fanus olduğu;

Her gönülde bir okyanus olduğu
Kör Kuyudan kör zindana geldiği;
Ve zindanda kimliğini bulduğu
Bir niyaz bu: Hakk’a şükür kıldığı…
*
Artık kuyulardan çıksın Yusuflar!
Çıkıp gönüllere aksın Yusuflar!

Dünyaya Muhsince baksın Yusuflar!
Birlik çerağını yaksın Yusuflar!
Nemrut’un tahtını yıksın Yusuflar!
Üç tuğlu sancağı çeksin Yusuflar!

***



30-



DOKUZUNCU BÖLÜM



*

…Muhsin’in Mamak’tan çıkışı,
Kutlu Dağ’a akışı
Er Ahmet’e bakışı…





*


Meğer hanım! Bir gün, bir Anka kuşu,
Süzülüp geldi de yok etti düşü…

Kollarından bir kavradı, kaldırdı
Sonsuz gökyüzünü seyran kıldırdı…
Uzanmış da bir çeşmenin başında,
Muhsin.. Neler görmüş idi düşünde…
*
Ne demir parmaklık, ne de tel örgü;
Artık hepsi gözünde bir gül örgü!

Mamak.. Bir mağara, kara bir çukur
O destanı yalnız bilenler okur…
Büyülenmiş gibi bakarken dağa
Benliğinden bir şey akarken dağa;
*
Beynine çakılmış ordaki yatır,
Ki Muhsin’e neler neler anlatır.

Tez zamanda ulaşmaktır arzusu,
O sırlara bulaşmaktır arzusu…
Yukardan hayınca vuruyor güneş,
Gelmiş, ta yanında duruyor güneş!
*
Kabaran bir deniz Muhsin’de merak,
Tutamaz orada ne dur, ne durak!

Kutlu Dağ’a doğru yürüdü gitti,
O kutlu yatırın yolunu tuttu.
Tırmandı, yürüdü kan ter içinde,
Sıcaktan eridi kan ter içinde.
*
Yokuşun bittiği bir yerde artık,
Derman kalmamıştı dizlerde artık!

Oturunca üzerine bir taşın,
Gözler yok olmuştu altında kaşın!
Oturduğu yerden mezar görünür
Mezar, yorgunluğu çözer görünür.

31-





Hiç bu kadar ulu değil Kutlu Dağ!
Ağaçların arasında bir otağ…

Mezarın başında bir kişi vardı,
Acaba orada ne işi vardı?
Gözlerini yummuş, başını eğmiş
Sanki cemaline bir güneş doğmuş…
*
Sessizce yaklaşıp seyretti onu
O kişi duymadı, görmedi bunu.

Adam ellerini bağlamış öne,
Diz üstü oturmuş ta karşı güne.
Muhsin’in beyninde çaktı bir şimşek,
Böyle çakamazdı çakan her şimşek!
*
Sanki bir rüyadan uyanmış gibi,
Onun geldiğini duyanmış gibi;

Şöyle bir garipçe baktı Muhsin’e,
Kalp gözünden bir yol aktı Muhsin’e…
Yüreklerin oynaştığı bir demdi,
Yüreklerin kaynaştığı alemdi…

*
Meğer hânım! O gönüller aşığı,
Sanki Kutlu Dağ’da kutlu ışığı;

Aylar önce Elmalı’yı terk eden,
Cümle köyü üzüntüye gark eden;
Er Ahmet ki, ta önünde duruyor
Ve Muhsin’i bir şaşkınlık bürüyor…
*
Umulmadık, beklenmedik bir an bu
Beklenenden saklanmadık bir an bu!

İşte bu an; zaman, mekân, kalp durur
Sadece yürekler derinden vurur..
Ancak gönül ehli erer bu işe,
İşte Muhsin, Er Ahmet’le baş başa…
*




32-




*

/… O yıllarda, Şair Taner Nişancı da
Er Ahmet’i şu mısralarla anlattı…/

*

“Türk-İslam Davası, Ülkü yolunda
Bir heybetli koca çınar dalında
Şeb-i Aruz günü Kevser balında
Hakk’a dosttur Ahmet Er Horasani.
*
Dost ile dost olanları bularak
Ahmet Kayhan Dede’den feyz alarak
Aşkın namazını her gün kılarak
Hakk’a dosttur Ahmet Er Horasani.
*
Güzel olan neyse söyler kalp dili
Gençliğin üstünde her daim eli
Kimince velidir, kimince deli!..
Hakk’a dosttur Ahmet Er Horasani.
*
Beşikten mezara ilmin talibi
Böyle emreylemiş Güzel Çalab’ı.
El ayaktan kesilse de kalıbı
Hakk’a dosttur Ahmet Er Horasani.
*
Yesi ocağının korlu közleri
Akıncı dervişandır can özleri
İlmek ilmek, nakış nakış sözleri
Hakk’a dosttur Ahmet Er Horasani…”
*

“Selamün aleyküm!”“Aleyküm selam!”
Başka da dillerden düşmez bir kelam!
Sadece gözlerde bir ışık vardır,
Kutlu Dağ’da yanan çıra kadardır!

Ve derken.. uzandı Muhsin’in eli,
Yanağında bir tebessüm bezeli…
*
Er Ahmet’le Muhsin, göz göre göre,
Kucaklaşıp sarıldılar bir süre.
Muhsin, çölde vaha görmüş gibiydi
Sırların sırrına ermiş gibiydi!

Bu, her şeye bedel buluşma anı
Eren bilir ancak orda olanı…
*
Sıyrılır sıyrılmaz düş âleminden,
Sırları bilinmez iş âleminden;
Muhsin’i tuttu da Er Ahmet Ozan,
Dünya gözü ile bakıp bir zaman;

Yatırdan tarafa doğru gittiler
Kapıyı açıp da seyir ettiler…


33-






Türbenin içinde bir mezar vardı,
Yeşillerle örtülü bir mezardı.
Orta yerde haşmetiyle duruyor
Kutlu bir his ruhlarını sarıyor!

Edep üzre ellerini açtılar,
Duaları yudum yudum içtiler…
*
Ayetler döküldü dudaklarından,
Nefesler söküldü dudaklarından.
Gönüllerin sevişmesi ne güzel!
Gönüllerin kavuşması ne güzel!

En mânalı, en mübârek fikir bu!
Hak Çalab’ı anmak için zikir bu!
*
Gönül ehli, Allah dostu kim varsa
Kul yoldaşı, veli postu kim varsa;
Yanındaydı Er Ahmet’le Muhsin’in,
Önündeydi Er Ahmet’le Muhsin’in.

Gönülleri birleşenler kimlerdir?
Duyguları sırlaşanlar kimlerdir?..
*
Her kulun göz ile göremediği,
Görse de sırrına eremediği;
Bu hal ile uzun zaman kaldılar,
Mana ikliminde çok yol aldılar.

Kutlu Dağ’da yatır, içinde veli
Hak dostunu seven deliden deli!
*
Muhsin, bir güvercin, kainat, sonsuz
Mezarın başında bir beden cansız!
Uçuyor, uçuyor... sonsuza doğru
Ve sonsuzdan gelen özgür bir çağrı!

Mübarek çağrıda yürüyen benlik,
Allah’ın mülkünde eriyen benlik!..
*
Âminlerden sonra eller yüzlerde,
Pırıl pırıl bir ışıltı gözlerde.
Böylece bitmişti uzun yolculuk,
Gönüller çarpmakta ki soluk soluk..

Yalnızlığa koyup kutlu yapıyı,
Çıktılar dışarı örtüp kapıyı…
*
Yakıcı bir sıcak vardı dışarda,
Sanki yanan ocak vardı dışarıda!
Er Ahmet hiç beklemedi, yürüdü
Kutlu Dağ’ı bir sessizlik bürüdü.

Muhsin durdu, baka kaldı ardından
Bir şey anlamadı onun derdinden…


34-





Türbenin yanında bir ulu çınar,
Dalında asılı kolca kopuz var..
Ve Ozan uzanıp kopuzu aldı,
Sonra da Muhsin’in yanına geldi.

Çömeldi yüksek bir taşın üstüne,
Dokundu mızrabı sazın üstüne…
*

Er Ahmet söyler:
*
“Hak Çalap’ın adı güzel!
Hak Yalvaç’ın odu güzel!
Ehl-i sünnet tadı güzel!
Sorabilen alp erendir…
*
Ülkü denen iki hece
Hem aydınlık, hem de gece
Mana yüklü bir bilmece
Erebilen alp erendir.
*
Kişi gönlü, Allah evi
Onun işi yalnız sevi
Cihad eden ülkü devi
Görebilen alp erendir.
*
Gözü, gönlü dolu ile
Dervişlerin halı ile
Mutlak Bir’in yolu ile
Varabilen alp erendir.
*
Bir menzile vardığımız
Destur alıp durduğumuz
Eşiğe yüz sürdüğümüz
Sürebilen alp erendir.
*
Hem eline, hem diline
Sahip olmak var beline.
Varlığını Hak yoluna
Verebilen alp erendir.
*
Kula açılmaz sırımız
Kulun gönlüdür yerimiz.
Ahmet Yesevi pirimiz
Yorabilen alp erendir.
*
Gönül ehli bilir bunu
Nefis derler zehir unu
Bir dergâha koyup onu
Durabilen alp erendir.
*
Can Yusuf’um der ki dille,
Alp erensen iyi belle.
Bir meydanda dokuz kelle
Kırabilen alp erendir.”

35-





*
ONUNCU BÖLÜM

*


… Oğuz gönlümüzün coştuğu…
*
*

Er Ahmet deyişi bitirdi, sustu
Çınar ağacına sazını astı.

Sonra da oradan yürüdü gitti,
Her şeyi ardınca sürüdü gitti.
Ki, Muhsin de baka kaldı öylece
Bilinmez gönlünden geçenler nice…
*
Bir uğultu koptu beyaz göklerde,
Titretti Muhsin’i durduğu yerde.

Kapladı dağları bir gökçek deyiş,
Hak katına varmak için bekleyiş!
Ve enginler yeşil renge boyandı,
Yeşiller içinde bir kalp uyandı…
*
Ey.. Er Ahmet! Bu yaptığın iş midir?
Yoksa bizim gördüğümüz düş müdür?

Türbe kimin, kopuz kimin, söz kimin?
Derviş Yunus gibi yunmuş öz kimin?
Dün ne idin, bu gün sana ne olmuş?
Yüreciğin yana yana ne olmuş!
*
Bir nida bırakıp soylu sözlerden,
Ki Er Ahmet çekilmişti gözlerden..

Muhsin’in aklından geçenler nice
Kala kaldı Kutlu Dağ’da öylece..
Gören bilir ancak onun halını…
Eren bilir ancak onun halını…
*
Bir çınlama koyup özlü sözlerden,
Er Ahmet de çekilince gözlerden;

Muhsin’in gönlüne bir od düşmüştü,
Umman gibi kabarmıştı, coşmuştu.
Bu hâl ile bir tepeye yöneldi,
Enginlere doğru durdu dineldi.
*
Masmavi göklerde sanki kanatlı,
Yücelerde akın yapan ak atlı…

Bir baktın mı yirmi dört köy görürsün,
Doyamazsın, bakar bakar durursun.
Oğuzların tam yirmi dört boyu var,
Kutlu Dağ’ın yirmi dört de köyü var!

36-




*

Oğuz diyarıdır, İslam yurdudur!
Boz toprağa kök salmış bir ordudur…
*
Avşar, Kızık, Alayuntlu, Peçenek
Üçok’lardan, Bozok’lardan kalandır.
Alkaevli, Karaevli, Çavuldur
Edep, erkan, yasa, töre bilendir.
Eymür, Salur, Çebni ile Beğdili
Buyruk üzre Altaylardan gelendir.

Bu insanlar, bu toprağın çocuğu!
Mülkünde dikili Türklüğün tuğu…
*
Döğer, Yazır, İğdir, Yıva, Yapurlu
Nağrasını dört bir yana salandır.
Bayat, Kargın, Büğdüz ile Yüregir
Beşbin yıldır ağlayandır, gülendir.
Dodurga,”Bayındır, Kınık ve Kayı
Sevinçte, tasada birlik olandır.

Ruhuna ermişler İslam olmanın
İslam için yaşamanın, ölmenin…
*
Alevi desinler, Sünni desinler,
Parçalanmaz dallarıyız Türklüğün…
Gürcü, Çerkes, Kürt deseler ne çıkar
Ayrı ayrı dallarıyız Türklüğün…
Pomak, Boşnak ya Muhacir, Laz ne ki
Kopuzunda telleriyiz Türklüğün…

Rabb’imiz bir, Nebimiz bir; dindaşız
Millettaşız, kavimdaşız, kandaşız!...

***


Kim demiş düşmanız, kim demiş ayrı
Kim çıkarmış ihaneti, şerliği?
Köle yapmak tek amacı düşmanın,
Bölmek ise kancıkların erliği(!).
Kurtuluş çaresi: Türk birliğidir,
İnancının, töresinin dirliği…

Bu mazlum insanlar birlik olmalı,
Vatanda birliği hedef bilmeli…
*
Kısraklar çeriye yoldaş olurken,
Bir zaman bu yerde bozkurt ulurdu!
“Oğuz yurdu”, “Türk vatanı” denilse,
Şol ezanlar, şol gökleri bulurdu.
Asırlardır bir emanet taşıyan
Bu dağlarda alp erenler olurdu!

Mert sineye kara hançer dayansın!
Kalksın Anadolu mertçe uyansın…

37-






ONBİRİNCİ BÖLÜM





*

…Elmalı’nın daha yakından görüldüğü…



*



Bir anda gökleri doldurdu sesler,
Mazi örtüsünü kaldırdı sesler…
Koptu Elmalı’dan bir kutlu çağrı,
Muhsin’in bakışı o yana doğru.
Ayrılmak zamanı düş âleminden,
Cezbesi dinmeyen iş âleminden!

Ezanlar dinlenir yirmi dört köyden
Namaza ünlenir yirmi dört köyden…
*
Güneş yavaş yavaş çekiliyordu,
Ortaya kızıllık dökülüyordu.
Ayakları önde, arkada gözler
Ayakları yürür, gözleri sızlar!
Yürüyorken tepeden baş aşağı,
Yine yaşanır mı bu sevda çağı?

O hal ile Elmalı’ya varmıştı,
Elmalı’dan Kutlu Dağı görmüştü…
*
Yakıcı bir sıcak yine köyünde,
Sanki terk edilmiş gibi ıssızdı.
İkindi üzeri, köyün üstüne
Bunaltı çökmüştü ve de sessizdi.
Herkes suçu birbirine atıyor
İnsanlar ki duygusuzdu, hissizdi!

Bu sahneye ne ağlayan, kahr eden
Yassızdı hey! Yassızdı hey! Yassızdı!..
*
Şurada oynayan donsuz bebenin
Kaderi de Muhsin’e pek yakındı..
Kardeşi sırtında, bir çocuk gördü;
Ağlamaklı ağlamaklı bakındı..
Yürekleri parçalayan bu sahne,
Kızgın güneş gibi ona dokundu..

İsyan dolu bir burukluk içinde
Sonu gelmez çilelerden yakındı…

38-




*


Muhsin söyler:


*

“Nedendir kardeşim, nedendir böyle
Arasında bu fark şehirin köyle!
Neden bu çocuklar ediksiz, donsuz?
Nasipleri kesilmiştir gülmeyle!
*
Şehirli çocuklar, hem de en güzel
Oyuncaklarına sürüyorken el;
Bir köylü çocuğu, böyle mahzun hep,
Bu tozlu yollarda gürüldeyen sel?
*
Kır gülü misali bitip giderler,
Bir kara yazgıya yetip giderler.
Böyle kavga verip köy yollarında,
Büyük şehirlerde yitip giderler…
*
İkisi de bu toprakta bebedir!
Peki, köydekinin günahı nedir?
Şimdiye dek böyle sürmüş bu devran,
Değişmez mi? Sonu niçin böyledir!”
*
Şu ediksiz bebe kimin gülüdür?
Bir yiğit babanın helal dölüdür!
Ne yakışmış ablasının sırtına,
Gerçek kardeşliğin bir sembolüdür…
*
Bu çocuklar, bu toprağın çocuğu,
Ve lâkin, düzene tutsaktır çoğu…
Yüzü mahzun mahzun baksa da öyle,
Yüreğinden kopar gelir soluğu…
*
Elmalı Deresi çay olur gider
Akar da suları pay olur gider.
Mert toprak kokusu ve kır kokusu,
Uzak diyarlarda zay olur gider…
*
Okul kapısında pusup da sinen,
Ardından atılıp köyüne dönen;
Kardeşi Aslı’nın yanık sesi bu!
Kardeşi Aslı ki ocağı sönen!...
*
Doğu’da vurulup bindiği tabut,
Memet ile Memo için son umut..
Kardeşi Kerem’in Hak nefesi bu!
Kardeşi Kerem ki vatana hudut!...
*
Biri örtü, biri kurşun kurbanı;
Her biri Muhsin’in canı, cananı..
Bir kez daha Kerem ile Aslı’ya,
Kahpe felek vermemişti amanı!.

39-





*
Elleri cebinde, boynu büküktü
Muhsin.. Köyde bir başına yürüyor.
Sanki adımları meçhuldan yöne
Köyün hali ağır azap veriyor.
Tarlaya gidilmez, döle gidilmez
İçini de bir isyandır bürüyor.

Yukardan hayınca vuruyor güneş,
Eriyor hey! Eriyor hey! Eriyor…
*
Gerçekten çare yok, kullar ne yapsın!
Çatlamış dudaklar, eller ne yapsın?
Huzurdan cinnete doğru gidiş var,
Bunda bir gariplik, bunda bir iş var!
Elmalı Köy sanki bir kara inde,
Yirmi dört köy bir tasanın içinde..

Allah hayır etsin köyün sonunu,
Allah hayır etsin soyun sonunu…
*
Çiçekler kurumuş dal uçlarında,
Umutlar yağmurun avuçlarında.
Başaklar sapsarı, yeşermez oldu
Gölgelikler bile tad vermez oldu.
Yürekler sıcaktan yangın yeriydi,
Bu yanan ocaktan yangın yeriydi.

Elmalı Köy iki gündür durgundu,
Elmalılar bir rahmete vurdundu…
*
Güneş neden düşman, neden vicdansız?
Gökler böyle katı, böyle amansız?
Dudaklar çatladı, dil de kurudu!
Köyün önündeki göl de kurudu!
Koyunlar, kuzular, itler biliyor
Çığlıkları bağrımızı deliyor…

Yirmi dört köy kaynar bir kara inde,
“Göç! Göç!” diyen bir telaşın içinde…

***


40-
Can Yusuf
DENEYİMLİ ALPEREN
Gönderiler: 34
graphgraph
Şu an sitede değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cinsiyet: Bay yusufakgulu@hotmail.com _KUNENA_PROFILE_BIRTHDAY: _KUNENA_DT_MONTHDAY_FMT
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
 
#4881
Cvp:Yazıcıoğlu MUHSİN ATA DESTANI 2 Ay, 3 Hafta önce Karma: 17
ONİKİNCİ BÖLÜM


*



…Akşamın oluşu,
Muhsin’in yalnız kalışı…



*
Günün Elmalı’ya son ışıkları
Vuruyordu… Artık akşam olmuştu.
Ve de köyü bunaltıcı bir gölge
Sarıyordu… Artık akşam olmuştu..
Ve de köylü birbirini yanmışça
Görüyordu… Artık akşam olmuştu.

Dumanlar da bu insafsız gerçeği
Örüyordu… Artık akşam olmuştu!..
*
Bu bunaltı, yüreklere bir hüzün
Veriyordu… Artık akşam olmuştu.
Herkes birbirine garip sorular
Soruyordu… Artık akşam olmuştu.
Ancak, soruların hepsi cevapsız
Duruyordu... Artık akşam olmuştu.

Türk yurdunu kuraklığa boğuyor,
Karıyordu… Artık akşam olmuştu…

***


Muhsin, şimdi, bir odada yalnızdı
Sanki meçhul bir adada yalnızdı…
Odadaki lamba sönmemiş daha,
Kıvrılıp da uzanıyor yatağa!
Bir süre bekledi öyle durarak,
Hayal ile omuz omza vererek;

Kara gözlerini tavana dikti
Aklından geçenler öyle de çoktu…
*
Neden sonra, bir ürperti.. ayıldı
Birdenbire hayallerden soyuldu!
Görünüyor yan dereden Kutlu Dağ,
Benliğinde bir yer eden Kutlu Dağ.
Mecalsiz gözlerle o yöne baktı,
O dağdan, içine bir şeyler aktı!

Kapkaraydı her yan, katran gibiydi,
Sanki cehennemin en alt dibiydi!

41-




*

Parladı o dağdan bir ateş şimdi,
Bir ateş değildi, bir güneş şimdi.
Muhsin, o ateşi gördü hayretle;
Ateş, yüreğine girdi hayretle..
Yüce dağ başında yanar bir ışık!
Bu sevdaya düşen, olmaz mı âşık?

Doğruldu, yerinden baktı o dağa
İçinden bir şeyler aktı o dağa…
*
Kavruldu yüreği, aşk ile yandı
Yine dağa baktı, o ışık söndü…
Sanmayın onda da ateş sönüyor,
Yanıyor Muhsin’in içi yanıyor!
Er Ahmet’te onca nazı düşündü,
Yunus gibi yunmuş sözü düşündü.

Ve de gözlerini dikti sonsuza,
Emeli, arzusu çoktu sonsuza.
*
İçine doldurup aşkı ve yası,
Ak sakallı biri sunuyor tası…
Hayalleri bilinmezdi, niceydi
Duyguları çözülmez bilmeceydi!
Uyuşuyor bedeninde her yeri,
Yorgunluktan kapanıyor gözleri…

Yüce dağ başında ışık yanmakta,
Bir yiğit; tasaya, aşka kanmakta…
*
Yine bir gönülde kalp uyanmakta!


***




42-




ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM


*

Yolbaşçı’nın,
Köy halkını bir araya topladığı…





*




Ertesi gün... Her yan yine sımsıcak,
Tandırda yanıyor köşe ve bucak…
Bir önceki günden pek farkı yoktu,
Şöyle ki, hararet daha da çoktu.

Çaresiz dolaşan kullar ne yapsın!
Çatlamış dudaklar, eller ne yapsın!
*
Gelen Allah’tandır, kullar çaresiz!
Gönüller umutsuz, diller çaresiz!
Bu sıcaklık, bu bunaltı, sıkıntı
Elmalı Köy için artık çöküntü…

Hayın güneş yarın yine doğacak,
Elmalı’yı cehenneme boğacak!
*
Bugün tarla sürmek bile imkânsız,
Orta yerde durmak bile imkânsız!
Huzurdan azaba doğru gidiş var…
Bunda bir gariplik, bunda bir iş var…

“Yolbaşçımız der ki: Buyursun gelsin!
Cümle köylümüzün haberi olsun!”
*
Bekçi Galip bunu üç kez söyledi,
Duyurdu köylüye, ilan eyledi.
Duyan herkes koştu yanan bağrıyla,
Bir canlılık oldu köyde çağrıyla…

Köyün odasında, Yolbaşçı Arslan,
Toplayıp köylüyü seslendiği an;
*
Dedi: “Çağırmamız boşa değildir,
Elmalı'da görülecek işler var.
Hey ağalar! Kara günde kalmışız
Başımıza vurulacak taşlar var.”


43-




*


Sözü hemen kapar kapmaz aradan,
Cemal Amca lafa girdi oradan:
*
“ Allah’ın işine karışamayız,
Bağlandı elimiz, kolumuz gayrı!
Bu olanca sırra erişemeyiz
Mucizeye kalmış halımız gayrı!
Kulak vermeliyiz Er Ahmet’e biz,
Kutlu Dağ'a doğru yolumuz gayrı !..”
*
Konakta ortalık, yüzler karıştı
Kim kime ne söyler, sözler karıştı.
*
Yağmura hasrettir bu savaş, bu cenk,
Medet bekler şu dağların saçından.
Gökteki çığlıklar, kıyamete denk
Biter ancak kuraklığın göçünden.
Hayvan seslerinden oluşan ahenk,
Duyuluyor ta konağın içinden…

*
Allah hayır etsin “köy”ün sonunu
Allah hayır etsin “soy”un sonunu…


***

44-

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM


*

…Er Ahmet’in Elmalı’ya gelişi,
Yağmur duasına karar kılışı…



*


Dışarda hafifte gelişen rüzgar,
Habercisi fırtınanın, boranın.
Ay ışığı yayılmış da âşikâr,
Yönünü gösterir yolu soranın.
Anlaşılmaz, bir bilinmez bu esrar!
Aklına yanarım akıl yoranın…

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt
Halimize gülüyordu bir bozkurt…
*
Birdenbire sus pus oldu kâinat,
Cümle yaratığın sesi silindi!
Kesilmişti hışırtısı dalların,
Sağır kulakların pası silindi!
Kurtların, kuşların çığlığı yoktu,
Dağların, taşların yası silindi!

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt,
Bağrımızı deliyordu bir bozkurt…
*
Yirmidört köy duydu bozkurt sesini
Doldu gönüllere bir özge çağrı.
Anlaşılmaz, bir bilinmez işti bu
Kıpırdadı durdu toprağın bağrı.
Elinde bir değnek, boynunda sazı
Bir yolcu geliyor buraya doğru…

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt,
Halimizi biliyordu bir bozkurt…
*
Odanın kapısı çalındı birden,
Sonra da açıldı sonuna kadar.
Çevrildi bakışlar şimdi o yana,
Şaşkınlık saçıldı sonuna kadar.
Kapının önünde biri duruyor,
Cümleler küçüldü sonuna kadar.

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt,
Bize konuk oluyordu bir bozkurt…

45-

*






O… Kutlu Dağ’daki Er Ahmet idi,
Sanki gök delindi, toprak yarıldı!
Kucaklaştı birer birer hepsiyle,
Cümle köylü ona sıkı sarıldı.
Muhsin’inse sıkı sıkı , konuğun
Ellerine sarıldığı görüldü…

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt,
Yasımızı siliyordu bir bozkurt…
*
Çok iyi biliriz biz bu ozanı,
Pir elinden bade içmiş pir kişi..
Âşıklık töresi onda can bulur,
Gönül yollarından geçmiş bir kişi..
Beş bin yıllık bir akından gelmiştir,
Yiğit kişi, eren kişi, er kişi..

Kutlu Dağ’da uluyordu bir bozkurt,
Yüzümüze gülüyordu bir bozkurt…
*


Ve Er Ahmet bir köşeye oturdu,
Oğuz’un derdini dile getirdi…
*

Er Ahmet söyler:
*
“Hayır da Allah’tan, şer de Allah’tan
Kerbelâ’ya döndü yazımız bizim.
Kurtulmazsak eğer boş yere vahtan
Gayrı düzen tutmaz sazımız bizim…
*
Şu kıraç topraktan başka neyim var
Kurumuş yapraktan başka neyim var
Tırpandan, oraktan başka neyim var
Çileyle yoğrulmuş özümüz bizim…
*
Toprağın alnına yazılan biziz
Kızıl kurşunlara dizilen biziz
Sömürülen biziz, ezilen biziz
Ne zaman gülecek yüzümüz bizim…
*
Medet ey Yaradan! Etme Allah’ım!
Oğuz’u yabana atma Allah’ım!
Açlıkla terbiye etme Allah’ım!
Sana çevrilmiştir yüzümüz bizim…”


46-

*
Bir deyişle alamazdı hızını,
Ana sütü ile yuydu sözünü...
*

“İşimiz kaldıysa Yüce Allah’a,
Diz çöküp, el-avuç açmak gerektir.
Bilir gönlümüzden geçeni, ancak
Tez elden çareye geçmek gerektir.
*
Başımıza gökten bela iniyor,
Toprak kavruluyor, toprak dönüyor.
Yirmidört köy cayır cayır yanıyor
Yağmur duasını saçmak gerektir.
*
Yağmur duasıyla kulun sesini,
Duyurmalı Hakk’a kul yaresini.
Neden unuttunuz Türk töresini?
Duru kaynağından içmek gerektir.
*
İçimizde yanan ateştir, kordur
Kıtlığın önüne geçmek pek zordur.
Şimdi benim size bir çağrım vardır
Burdan Kutlu Dağ’a uçmak gerektir.”
*

Köylüler şaşkındı, bakınıyordu
Yüzlerinde çok şey okunuyordu.
Herkes hak vermişti şimdi ozana,
Ne buyrulur doğru sözü düzene!
Cemal Amca: ”İşte gerçek bu!” dedi
Muhsin de: ”Eyvallah!” diye ekledi.
*
“Er Ahmet! Hay senin diline sağlık!
Diline, teline, eline sağlık!..”
*
Ozan’ın öğüdü akla yatkındı,
Köylüler de bu konuda tutkundu.
Çok defa gidilmiş o Kutlu Dağ’a,
Kutlu Yatır denen kutlu otağa.
Yirmi dört köy olup birlik gitmişler
Hakk’a “Rahmet!” diye niyaz etmişler.
*
Her gidişte yağmur yağmış mutlaka,
Rahmet, kuraklığı boğmuş mutlaka…
*
Bir ümitti Elmalı’nın gönlünde
Duayla, niyazla yağmur yağması.
Gücüne gitmesin yüce Allah’ın
Yoksa istenmezdi güneş doğması!
Küfür idi kuraklığın sebebi,
Çaresi de Hakk’ın küfrü boğması…
*
Töre gereğince birlik ettiler
Yirmi dört boy olup dirlik ettiler…

47-

*

Er Ahmet söyler:


*“
Dinle ey milletim benim sözümü!
Hallarımız yaman oldu.. duy gayrı!
Bu mübarek yurda, otlak diyorlar
Nimet bile saman oldu.. duy gayrı!
*
Bizi bize düşman edip böldüler,
Toprağıma haram tohum saldılar.
Biz ağladık, onlar ise güldüler
Ortalıklar dümen oldu.. duy gayrı!
*
Ahmet, Ali, Ayşe, Elif, Mustafa
Çocuklarım dizilmişler saf safa.
Ayırmışlar bizi taraf tarafa,
Yaban itler tümen oldu.. duy gayrı!
*
Köstebekler yuvasından çıktılar,
Meydanlara levhasını taktılar.
Vatanımı uçuruma çektiler,
İmansızlık iman oldu.. duy gayrı!
*
Er Ahmet’im söyler, bir başbuğ gerek
Lakin bunu kabul etmez her yürek.
Duy! Kahpe sülükler kirli diyerek
Kanımızı emen oldu.. Duy gayrı.”
*

Er Ahmet bir dahi vurdu sazına,
Yiğitçe bir hava düştü sözüne…

*

“Kahraman milletin öksüz çocuğu!
Zincirlerdir düşmanımız; kıralım…
Devlet bizim, millet bizim, yurt bizim
Tasa bizim, yara bizim; saralım…
*
Çıplak yumruklar ki düşüncem kadar
Bunca yılın hesabını soralım…
Nice yiğit, nice deli, mertsiniz?
Hele çıkın meydanlara; görelim…
*
Nizam-ı Alem’in kutlu yolunda
Küfre, sömürüye karşı duralım…
Türk’e kefen biçen satılmış iti,
Vuralım hey gardaşlarım, vuralım!..”
*

48-
*

ONBEŞİNCİ BÖLÜM



*
…Oğuz elinin Kutlu Dağ’a yürüdüğü,
Cihanı yeni bir ünün bürüdüğü…


*

Yüce Allah, yağmur yağdırsın diye,
Dünyayı rahmete boğdursun diye;
Türk ilinde bir hareket başladı,
Yirmi dört köy Kutlu Dağ’ düşledi…
Kurtlar kuşlar “Göç!” diyen bir edayla,
Kutlu Dağ’a varan kutlu sedayla;
*
Onlar da beğendi doğru kararı
Kutlu Dağ’a vardı çağrı kararı!
*
Ne zaman koptuysak Oğuz elinden,
Ne zaman çıktıysak Allah yolundan;
Soğusak imandan, geçsek töreden,
Beynimizde bir çıban bu, yer eden…
Bir karanlık gece sarar Türklüğü,
İçten içe düşman kırar Türklüğü!
*
Yürüyelim… Kutlu Dağ’a öyleyse…
Yürüyelim… Kutlu Dağ’a öyleyse!...
*

Hak Çalab’ın dilden düşmesin adı,
Hak Yalvaç’ın nurlu isi yürüsün…
Bozulmasın düzenliğim, dirliğim
Kur’an-ı Kerim’in özü yürüsün…
Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali
Hasan, Hüseyin’in yüzü yürüsün…
*
Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi ;
Ehl-i Sünnet üzre sözü yürüsün…
*
Evliyalar piri Ahmest Yesevî
Ruhlarda kavrulan sızı yürüsün…
Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Mevlâna
Yunus’un dilinde sözü yürüsün…
Allah’ın “Sevgili kulum!” dediği,
Cümle veli bulsun bizi yürüsün…
*
Ehl-i kıble, ehl-i Kâbe kim varsa
Birlik için sönmez közü yürüsün…

49-

*





Kınık, Kızık, Alayuntlu, Peçenek,
Eymür, Salur, Çebni boyu yürüsün…
Alkaevli, Karaevli, Çavuldur,
Dodurga, Beğdili soyu yürüsün…
Döğer, Yazır, İğdir, Yıva, Yapurlu
Hepsinin önünde Kayı yürüsün…
*
Bayat, Karkın, Büğdüz, Avşar, Yüregir
Bayındır’dan başka neyi yürüsün!...
*
Kırk yiğidi ile dirilsin Kürşad,
Oğuz’un kalkanı, yayı yürüsün…
Sultan Sencer ulak salsın Asya’dan
Alparslan’ı, Tuğrul Beğ’i yürüsün…
Söğüt’te yaşıyor Ertuğrul adı
Osman ile Kayı köyü yürüsün…
*
Ve gelip Muhsin’i bulsun emanet!
Üstünde “Gül” ile “Ay”ı yürüsün!..
*
Koç Köroğlu meydanıdır bu meydan,
Dadal’ın, Emrah’ın sazı yürüsün…
Alp eren beğlere yol verin hele,
Görün ki ön sıra közü yürüsün…
Yemen, Balkan, Çanakkale, Sakarya!
Bunca şehit, bunca gâzi yürüsün!..
*
Yürüsün… Vatanın özü yürüsün,
Yürüsün… Vatanın sözü yürüsün…
*
Kurtuluş hamuru bütün canların,
Anadolu yaylasında yoğrulur.
“Kur’an-Sünnet” bu hamurun mayası,
İnsanlık, Hak olan yola çağrılır.
“Dünya Nizâmı”na ulaşmak için,
Ülkü ateşiyle Türklük doğrulur.
*
“Kızıl Elma’ya hey! Kızıl Elma’ya!”
Alperence bir ağızdan bağrılır..


*

50-



*
ONALTINCI BÖLÜM


*

Ve dahi, bir söz de Can Yusuf söyler,
Çağa tebliğ eder ve ilan eyler…
*

Can Yusuf söyler:
*
“Sıyrılsın kılıçlar, takılsın yaylar
Demir cıdalardan bir dağın olsun…

Daha taluy, daha müren aşalım,
Cihanı titreten bir çağın olsun…

Bürüsün her yanı börü sesleri
Davullar vurulsun, toy tüğün olsun…

Beş bin yıllık bir ülküyle yola çık
En yüce zaferler Türklüğün olsun…

Önde buyruk veren başbuğun olsun
Gökyüzü otağın, gün tuğun olsun…

İnsanlık yeni bir aşkla erisin
İnsanlık yeni bir çağa yürüsün…

Parolamız: Allah, Türk’ü korsusun!.


51-





Sonsöz




“…25 Temmuz 1981’de Mamak Askeri Cezaevi, D Blok’ta “Rahmetli Alparslan Türkeş” için yazılan bu şiir, bir tevafuk olarak, Merhum şehid Muhsin Yazıcıoğlu’nun menkıbevi hayatını ele alan bu destanın son cümleleri olarak yer almaktadır…

Türk tarihindeki “başbuğ”luk geleneği, 20 yy.da, Alparslan Türkeş ve ardından Muhsin Yazıcıoğlu’nun
Hakk’a yürümeleriyle birlikte, sona ermiş bulunmaktadır.

Türk gençliği; 21.yy.da da, Türk – İslam Dünyası ve Dünya İnsanlığının selameti için bir başbuğ daha beklemektedir.

Ancak bu, tamamen Allah’ın takdiri ve gençliğin tercihiyle mukadder olacaktır.

Bu müjdenin duyulması da uzak değildir…”

Yusuf AKGÜL

52-



Can Yusuf’ tan
MUHSİN ATA’ya Koçaklama…
*

MUHSİNLERİN DESTANI
*
(Kara Kışta Açan Kar Gülü Muhsin)
29 Mayıs, 2002, Altınoluk – Balıkesir
*


İlle Muhammet’ten koku olmalı
Sanmayın ki sever her gülü Muhsin.
Dost ve düşman bunu böyle bilmeli
Birlik bahçesinin BİR GÜL MUHSİN.
*
Kuldan öte, Hakk’a giden yolu var
Dosdoğru yol.. ne sağı, ne solu var
Geleceği kucaklayan kolu var
Aydınlık günlerin HÜR GÜLÜ MUHSİN.
*
O, Türkmen balası, Oğuz’un soyu
Hamuru sağlamdır, mayası koyu
Sivas’ın Şarkışla Elmalı köyü
Yaylamızın süsü, KIR GÜLÜ MUHSİN.
*
Şu tozlu yollarda ayağı yalın
Dolaşmışsa açık bağır, ak alın
Bir söz geçiremez ensesi kalın
Köyün şehirdeki MOR GÜLÜ MUHSİN.
*
Toprağın yankısı yüzünün rengi
Alnındaki izler yılların cengi
Beyler arasında olmadı dengi
Bir şanlı kavganın ZOR GÜLÜ MUHSİN.
*
Koç Köroğlu olup dağa yaslandı
Erenlerin erdemiyle beslendi
Dede Korkut gibi çağa seslendi
Bu demde tarihin PİR GÜLÜ MUHSİN.
*
Alplik ve erenlik görüşü onda
İnsanın hizmette yarışı onda
Şehit Hüseyin’in duruşu onda
Ehli beyt yolunun ER GÜLÜ MUHSİN.

Yerli olmak idi yalnızca suçu
Zindanı, sürgünü bilmedi kaçı?
Bir kutlu kavgada kıvılcım içi
Ocaktan da içre KOR GÜLÜ MUHSİN.
*
Dosyasında durur idam kağıdı
Yüreğinde mazlumların ağıdı
Bu dünyadan beklentisi yoğidi
Kara günler için YAR GÜLÜ MUHSİN.

53-
*

Yol gözlerken ak pürçekli analar
İç çekerken gara gözlü sunalar
Gençliğe doymadan geçti seneler
Yurdun her köşesi NAR GÜLÜ MUHSİN.
*
Kuşatılmaz bir cevher var özünde
Bir dağ yanar yüreğinin közünde
Sürgün verir baharında, yazında
Bu helal toprağın YER GÜLÜ MUHSİN.
*
Ben diyeyim gardaş, siz deyin adaş
Sağdıç mı, haldaş mı, yoksa arkadaş?
Efe, gakkoş, zeybek, seğmen ve dadaş
Horon, çayda çıra, BAR GÜLÜ MUHSİN.
*
Eğilmedi, kırılmadı, dik durdu
Mamak zindanında alnı ak durdu
Sanki bir sadakta kızgın ok durdu
Kara kışta açan KAR GÜLÜ MUHSİN.
*
Yusuf yüzlü ve de Hızır kanatlı
Doğudan batıya haykıran atlı
İstanbul önünde bir Ulubatlı
Elinde sancağı SUR GÜLÜ MUHSİN.
*
Ağrı Dağı gibi berk bir kala’m var
Kim korkar gurbetten gayrı sılam var
Muhsin adlı nice yeni balam var
Aslımın, neslimin GÜR GÜLÜ MUHSİN.

*
Şehitlerle yeşillendi, allandı
Yiğitlerle bir sehpada sallandı
Çekti tuğu, hilallendi, güllendi
İbrahim bağının DAR GÜLÜ MUHSİN.
*
Bir derviş misali sırtlayıp çağı
Yayla yayla köy köy gezmiş ayağı
Sevdasıdır Anadolu toprağı
Yunus’un, Veysel’in SIR GÜLÜ MUHSİN.
*
Altaylardan, Balkanlara gözü var
Filistin’de, Çeçenya’da sözü var
Yedi iklim, beş kıtada izi var
Öksüzün, yetimin HOR GÜLÜ MUHSİN.
*
Bekliyor yeryüzü kutlu bir düğün
Kulların göz yaşı dinecek o gün
İnsanlığın, İslamlığın, Türklüğün
Namus, şeref, izzet, AR GÜLÜ MUHSİN.
*
Can YUSUF müjdeler, o günler yakın
Şu ufukta doğan güneşe bakın…
Medeniyet hamlesidir bu akın
Ağaran şafağın NUR GÜLÜ MUHSİN.


54-
Can Yusuf
DENEYİMLİ ALPEREN
Gönderiler: 34
graphgraph
Şu an sitede değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cinsiyet: Bay yusufakgulu@hotmail.com _KUNENA_PROFILE_BIRTHDAY: _KUNENA_DT_MONTHDAY_FMT
Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
 
En üstSayfa: 1
Yetkililer: , ugrcnbks